Yalnızlığım
Plak; hafif hafif dönüyor evimin salonunda. Çalan müziğe kulak kabartıyorum. Zuhal Olcay’ın sesi kulağımdan kalbime doğru yolculuk yapıyor. Sesler kayboluyor, sözcükler bütün evi sarıyor.
Yeni tanıştık belki de
Ama kimbilir belki de hep vardın
Eşlik ediyordun sessiz ve sinsice belki de
Şimdi şimdi anlıyorum
Kurnazca ayırdın beni beki de
Lime lime savurdun sevdiklerimi
Belki de
Yalnızlığım
Yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin
Yalnızlığım kanımsın canımsın
Sen benim çaresizliğimsin
Yalnızlığım
Bugünüm yarınım
Sen benim hüzünlerimsin
Yalnızlığım
Tek bilebildiğim sen benim
Vazgeçilmezimsin
Varoluşsal kaygılarımızdan biridir yalnızlık. Tıpkı; ölüm, anlam ve özgürlük gibi.
İnsanın dünyaya tek başına gelmesi, kendi bilincini ve iç dünyasını başkasıyla hiçbir zaman tamamen paylaşamaması ve ölüm karşısındaki tekselliğinden doğan köklü ayrışmışlık hissi. Peki yalnızlık sadece varoluşsal mı? Farklı biçimleri olamaz mı?
Sosyal yalnızlık; insanoğlu sosyal bir canlı. Kendini sosyal ilişkilerin içinde var eder. Çevrenizde ilişki kuracak insanların olmadığı ve bugün “ne yapacağım, tek başınayım. Acaba arkadaşlarımı arasam mı?” dediğinizde, telefonun ucunda kimsenin olmadığı bir durumdur.
Duygusal yalnızlık; bazen bir yakın dost yada romantik bir ilişkinin eksikliğini yaşama halidir.
Varoluşsal Yalnızlık; en kalabalık salonda, en sevdiğiniz insanın elini tutarken bile hissettiğiniz; insan olma durumunun kaçınılmaz bir parçası olan aşılamaz mesafe hissidir.
Yalnızlık konusu filozoflarında gündemine de taşınmıştır.
Sartre yalnızlığı tanımlarken özgürlüğün sorumluluğunun üzerinde durmuştur. Sartre’a göre “varoluş özden önce gelir”. İnsan önceden belirlenmiş bir amaçla doğmaz; eylemleriyle kendini yaratır. Bu mutlak özgürlük, beraberinde ağır bir yalnızlık getirir. Kararlarınızı yalnızca siz verirsiniz ve sonuçlarının sorumluluğunu başka kimseye yükleyemezsiniz. Sartre için varoluşsal yalnızlık, özgürlüğün kaçınılmaz bedelidir.
Martin Heidegger, insanın rızası olmadan dünyaya atıldığını söyler. Birey (Dasein), gündelik yaşamda “herkesin” (Das Man) kalabalığına karışarak bu yalnızlıktan kaçmaya çalışır. Ancak insan kendi ölümüyle yüzleştiğinde varoluşsal yalnızlık berraklaşır: Kimse sizin yerinize ölemez. Kendi ölümünüz tamamen size aittir.
Friedrich Nietzsche için yalnızlık, pasif bir çaresizlik değil; üstinsana giden yolda bir güç alanıdır. Toplumsal kalıpların dışına çıkan, kendi değerlerini üreten birey kaçınılmaz olarak yalnızlaşır. Nietzsche’de yalnızlık bir trajedi olmaktan çok, zihinsel bağımsızlığın ve yaratıcılığın zorunlu atmosferidir.
Varoluşçuluğun öncülerinden Søren Kierkegaard için yalnızlık, bireyin Tanrı ile kurduğu dolaysız ilişkide belirir. Toplumsal kalabalıklar veya soyut felsefi sistemler insanı varoluşsal kaygıdan kurtaramaz; birey kendi inanç ve yaşam kararlarını “korku ve titreme” içinde, tamamen tek başına vermek zorundadır.
Peki ne yapmalıyız. Bu kaygı ile başa çıkabilecek bir yöntem var mı?
Varoluşsal veya psikolojik anlamda yalnızlık hissini yok etmek yerine onunla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürmek daha akıllıca olacaktır.
İlk olarak yalnızlık türünü tanımlayın.
Yalnız hissettiğimizde genellikle telefonla uğraşmak, aşırı meşguliyet yaratmak, birşeyler izlemek gibi yollara başvururuz. Yalnızlık bir tehdit veya eksiklik değil, kendi iç dünyanızı gözlemlemek için bir fırsattır.
Psikanalist Donald Winnicott’ın da söylediği gibi, yalnız kalabilme becerisi ruhsal olgunluğun göstergesidir. Kendi başınıza kaliteli zaman geçirecek uğraşılar bulun.
Varoluşçu psikoterapist Irvin Yalom’un belirttiği gibi; yalnızlık korkusuyla kurulan ilişkiler genellikle diğer insanı “kullanmaya” dayanır. O zaman yapmanız gereken bağ kurma biçiminizi değiştirmektir. Sırf yalnız kalmamak adına yüzeysel ilişkiler kurmayın. Ortak değerler, ilgi alanları ve samimiyet yarattığınız ilişkilere odaklanın.
Kendi kabuğuna çekilmek yerine toplumsal ya da kolektif süreçlerin bir parçası olmak yalnızlık hissini kırar: topluluk faaliyetleri, gönüllülük projeleri, bir canlıya odaklanmak ve yardımın bir parçası olmak. Bu sizde varoluşsal bir anlamda yaratacaktır.
Ya işe yaramazsa?
Yalnızlık hissi süreklilik kazanıyor, yoğun bir kronik umutsuzluğa dönüşüyor veya günlük yaşamınızı sürdürmenizi engelliyorsa; bir psikoterapi sürecine başvurarak bu duygunun kökenlerini ve kişisel haritanızdaki karşılığını keşfetmek oldukça iyileştirici bir adımdır.
H.Fatih Dane
Klinik Psikolog Doktor
Farkındalık Psikoloji Akademisi